Kalbin Sessiz Sorusuyla Başlayan Bir Kayseri Akşamı
Kayseri’de yaşadığım eski bir kış akşamını hâlâ unutamıyorum. O gün, odamın penceresinden Erciyes’in üzerine çöken beyaz örtüyü izlerken elimde yine günlüğüm vardı. 25 yaşındaydım ve hayatımın en karışık dönemlerinden birinden geçiyordum. Bir yandan geleceğe dair büyük hayaller kuruyor, diğer yandan geçmişte yaşadığım kırgınlıkların ağırlığını taşıyordum.
Günlük tutmak benim için sadece yaşadıklarımı yazmak değildi. İçimde kimseye anlatamadığım duygularımı kâğıda bırakmanın bir yoluydu. Bazen mutluluğumu, bazen korkularımı, bazen de kimsenin görmediği hayal kırıklıklarımı yazıyordum. O gece de kalemimi elime aldığımda aklımda tek bir soru vardı:
“Kalp hangi dilden gelir?”
Bu soruyu neden düşündüğümü ilk başta ben de bilmiyordum. Belki de insanın en derin duygularının hangi kelimelerden doğduğunu merak ediyordum. Çünkü o dönem hayatımda çok şey değişmişti. Sevdiğim bir insanla yollarımız ayrılmış, geleceğe dair kurduğum bazı planlar yarım kalmıştı. İçimde büyük bir boşluk vardı. Sanki kalbim konuşmak istiyor ama hangi kelimeleri kullanacağını bilmiyordu.
Bir Günlük Sayfasında Saklı Kalan Merak
O gece günlüğümün bir sayfasına uzun uzun yazmaya başladım. Çocukluğumdan beri bazı kelimelerin hikâyeleri beni çok etkilerdi. Bir kelimenin sadece harflerden oluşmadığını, içinde insanların yaşadığı duyguları ve yılların izlerini taşıdığını düşünürdüm.
“Kalp” kelimesi de bana hep özel gelirdi.
Çünkü kalp dediğimiz şey sadece vücudumuzda atan bir organ değildi. Bir insanın sevinciydi, korkusuydu, özlemiydi. Annemin bana sarıldığında hissettiğim güven, çocukken arkadaşlarımla sokakta oynarken yaşadığım heyecan, kaybettiğim bir şeyin ardından içimde oluşan acı… Hepsi kalple ilgiliydi.
Araştırmaya başladığımda kalp kelimesinin Arapça “qalb” kelimesinden geldiğini öğrendim. Arapçada “qalb”, değişen, dönen, dönüşen anlamlarıyla da ilişkilendirilir. Bu bilgi beni çok etkiledi. Çünkü gerçekten de kalbimiz hayat boyunca değişiyordu.
Bir gün çok mutlu olduğumuz bir şey, başka bir gün bize hiçbir şey hissettirmeyebiliyordu. Bir zamanlar vazgeçilmez sandığımız insanlar hayatımızdan çıkabiliyor, hiç beklemediğimiz insanlar ise kalbimizde büyük bir yer edinebiliyordu.
Günlüğüme şu cümleyi yazmıştım:
“Belki de kalbin adı değişmekten geliyor. Çünkü insanın kalbi hiç aynı yerde durmuyor.”
Kayseri Sokaklarında Kalbimi Dinlediğim Gün
Bugün “Kalp hangi dilden gelir” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
Ertesi gün erkenden dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuk havası yüzüme vuruyordu. Sokaklarda yürürken insanların telaşını izledim. Kimi işe yetişmeye çalışıyor, kimi alışveriş yapıyor, kimi de kendi düşünceleriyle sessizce yürüyordu.
O an herkesin içinde görünmeyen bir hikâye taşıdığını düşündüm.
Bir insanın yüzüne baktığımızda sadece birkaç saniyelik bir görüntü görüyorduk. Ama o kişinin kalbinde neler yaşandığını bilmiyorduk. Belki yanımdan geçen yaşlı adam yıllardır sakladığı bir özlemi taşıyordu. Belki genç bir kadın geleceği için endişeleniyordu. Belki bir çocuk o gün hayatındaki en güzel haberi almıştı.
Ben de o gün kendi kalbimin içinde taşıdığım kırgınlıklarla yürüyordum.
Kendimi güçlü göstermeye çalıştığım zamanlar olmuştu. İnsanlara “iyiyim” dediğim halde içimde büyük bir yorgunluk hissettiğim günler vardı. Bazen hayal kırıklıklarımı saklamanın beni daha güçlü yaptığını sanıyordum. Ama aslında duygularımı kabul ettiğimde kendimi daha iyi tanımaya başladım.
Kalbin sadece sevgiyle dolmadığını anladım. Kalp bazen acıyla da büyüyordu.
Kaybettiğim Bir Şeyin Bana Öğrettikleri
Birkaç ay önce hayatımda çok değer verdiğim bir insanla yaşadığım ayrılık beni derinden etkilemişti. Her şeyin aynı kalacağını düşünmüştüm. Bazı insanların hayatımızda sonsuza kadar kalacağına inanmak istiyordum.
Ama hayat bana farklı bir şey öğretti.
Bazı insanlar bizimle yolun tamamında değil, sadece belli bir bölümünde yürüyordu. Bunu kabul etmek benim için kolay olmadı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Kendimi sorguladım. “Nerede hata yaptım?” diye defalarca düşündüm.
Geceleri günlüğümü açıp aynı sayfalara dönüp duruyordum.
Fakat zaman geçtikçe şunu fark ettim: Kalp kırıldığında tamamen yok olmuyordu. Aksine bazen kırıldığı yerden yeni bir güç buluyordu.
Tıpkı kışın ardından gelen bahar gibi…
O dönemde kalp kelimesinin anlamı benim için sadece bir sözlük bilgisi olmaktan çıktı. Kalbin değişen, dönüşen bir tarafı olduğunu hissettim. İnsan yaşadıkça değişiyor, öğrendikçe büyüyor, kaybettikçe bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyordu.
“Kalp Hangi Dilden Gelir?” Sorusu Bana Neyi Hatırlattı?
Bugün geriye dönüp baktığımda o küçük sorunun hayatımda büyük bir iz bıraktığını düşünüyorum.
“Kalp hangi dilden gelir?”
Aslında bu sorunun cevabı sadece bir dil bilgisi konusu değildi. Benim için insanın kendisini anlamaya çalışmasıydı.
Bir kelimenin geçmişini araştırırken kendi geçmişime baktım. Kalbimin içinde biriktirdiğim duyguları fark ettim. Korkularımı, umutlarımı, sevgilerimi ve kırgınlıklarımı yeniden gördüm.
Kalp kelimesinin Arapçadan gelmesi bana şunu düşündürdü: İnsanlar farklı diller konuşsa bile hissettikleri şeyler birbirine çok benziyordu.
Dünyanın başka bir yerinde yaşayan biri de sevdiğinde heyecanlanıyor, kaybettiğinde üzülüyor, umut ettiğinde gözleri parlıyordu.
Belki kelimeler farklıydı ama kalbin dili aynıydı.
Günlüğümde Kalan En Güzel Cümle
Aradan zaman geçti. O eski günlüğüm hâlâ odamın bir köşesinde duruyor. Bazen açıp eski sayfalara bakıyorum. Geçmişteki kendimi görüyorum.
O zamanlar çok üzülmüş, bazı şeylerin hiç düzelmeyeceğini düşünmüştüm. Ama bugün biliyorum ki insanın içindeki umut kolay kolay kaybolmuyor.
Bir akşam yine günlüğümü açtım ve eski yazdığım cümleyi okudum:
“Kalp değiştiği için yaşamaya devam eder.”
Bu cümle bana hâlâ güç veriyor.
Çünkü hayat hiçbir zaman tamamen planladığımız gibi ilerlemiyor. Bazen beklemediğimiz acılarla karşılaşıyoruz. Bazen çok istediğimiz şeyler gerçekleşmiyor. Bazen de hiç ummadığımız güzellikler kapımızı çalıyor.
Önemli olan kalbimizin tüm bu değişimlere rağmen sevmeyi, inanmayı ve umut etmeyi bırakmaması.
Kalbin Gerçek Anlamını Öğrendiğim Yolculuk
Kayseri’de başlayan o küçük merak, benim için uzun bir iç yolculuğa dönüştü. Bir kelimenin kökenini araştırırken aslında kendi duygularımın kökenine baktım.
Kalp hangi dilden gelir sorusunun cevabını öğrendim. Fakat daha önemli bir şey keşfettim: Kalbin gerçek dili kelimelerden önce gelir.
Bir annenin evladına duyduğu sevgide, bir dostun zor zamanda yanında oluşunda, bir insanın yeniden başlamaya karar verdiği anda kalbin dili konuşur.
Ben artık kalbimi sadece mutlulukların yaşandığı bir yer olarak görmüyorum. Orası bütün duygularımın evi.
Bazen içinde fırtınalar kopuyor, bazen sessizlik oluyor, bazen de büyük bir umut doğuyor.
25 yaşında biri olarak hâlâ öğreniyorum. Hâlâ değişiyorum. Hâlâ bazı geceler günlüğümü açıp içimdeki sesleri dinliyorum.
Ama artık şunu biliyorum:
Kalp hangi dilden gelirse gelsin, insanın kendine ve başkalarına dokunduğu en eski dildir.
Ve belki de hayat boyunca öğrenmemiz gereken en güzel dil, kendi kalbimizin dilidir.