Seyyahoglumedya sayfasına hoş geldiniz! “Kişisel koruyucu donanım neden önemlidir” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.
Bir Günün İçinde Değişen Her Şey
Kayseri’nin sabahları sert olur. Bunu herkes bilir ama ben her seferinde yeniden hissederim. O soğuk, yüzüme çarpan hava, sanki günün nasıl geçeceğini daha ilk dakikadan fısıldar. 25 yaşındayım. Bir inşaatta çalışıyorum. Günlük tutarım. Her gece, yorgun düşmüş bedenimin yanında zihnimde birikenleri kağıda dökerim. Bazen kelimeler yetmez, bazen de sadece susarım.
O sabah da sıradan başlamıştı. Çelik gibi soğuk bir rüzgar vardı. Elimde termos, işe giderken içimde alışıldık bir yorgunluk. Ama o gün, içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk da vardı. Sanki bir şey eksikti, sanki bir şey olacak ve ben henüz farkında değildim.
Eksik Olan Şeyin Sessizliği
Şantiyeye vardığımda her şey normaldi. Ustalar bağırıyor, vinçler gıcırdıyor, beton kokusu havaya karışıyordu. Ama bir şey dikkatimi çekti. Genç bir işçi, benden birkaç yaş küçük olmalıydı, başında baret yoktu. Elinde eldiven de yoktu. Aceleyle bir şeyler taşıyordu.
İçimde bir sıkışma hissettim. Neden bilmiyorum, ama gözlerim ondan ayrılamadı. Yanına gidip “Kanka, ekipmanların nerede?” demek istedim ama o kadar hızlı hareket ediyordu ki, yetişemedim bile.
O an içimden sadece şunu düşündüm: “Bazen insan, en temel şeyi bile unutabiliyor.”
Ama o cümle, o günün ne kadar ağır olacağını anlatmaya yetmiyordu.
Gürültünün İçinde Bir Çatlak
Öğlene doğru işler hızlandı. Beton dökümü vardı. Herkes yerindeydi. Ben demir bağlama işindeydim. Ellerim soğuktan uyuşmuştu ama alışmıştım artık.
Birden yukarıdan bir ses geldi. Önce kimse anlamadı. Metalin metalden kopma sesi gibiydi. Sonra bir bağırış… ardından bir çarpma.
Zaman sanki durdu.
Başımı kaldırdığımda o genç işçiyi gördüm. Az önce ekipmansız çalışan çocuk… Bir platformdan düşmüştü. Çok yüksek değildi belki ama yeterince yüksekti.
Koşmaya başladım. Ayaklarım bedenimden hızlıydı. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. İçimde korku vardı ama daha baskın olan şey çaresizlikti.
Yanına vardığımda gözleri açıktı. Ama bakışı bende değildi. Sanki başka bir yerdeydi. Bir an nefes alamadım. O anın kokusu bile değişti, demir ve beton kokusu daha ağır, daha boğucu geldi.
İçimden sadece şunu söyledim: “Keşke… keşke baret taksaydı.”
Ama o “keşke” artık hiçbir şeyi geri getirmiyordu.
Kişisel Koruyucu Donanımın Gerçek Anlamı
O gün, kişisel koruyucu donanım kelimesi benim için bir eğitim slaytından ibaret olmaktan çıktı. Eldiven, baret, gözlük… Hepsi bana hep formalite gibi gelirdi. Hani imza atarsın ama düşünmezsin ya, öyle.
Ama o gün, her şey değişti.
Kişisel koruyucu donanım aslında bir zorunluluk değilmiş gibi görünür bazen insana. Rahatsız eder, ağır gelir, sıcak yapar, hareketi kısıtlar. Ama gerçekte, insanın hayatla arasındaki ince çizgiymiş.
Bunu o an anladım.
Yanımda duran ustalardan biri sessizce “Taksaydı böyle olmazdı” dedi. Sesinde öfke yoktu. Sadece kırgınlık vardı. O kırgınlık, bağırmaktan daha ağırdı.
İçimden bir şey koptu o anda. Sanki yıllardır taşıdığım bir alışkanlık, birden utanmaya dönüştü.
Günlüğe Düşen O Gece
Akşam eve döndüğümde üstümdeki toz bile değişmiş gibiydi. Duş aldım ama su, içimdeki ağırlığı alamadı. Masama oturdum. Günlüğümü açtım.
Ellerim titriyordu.
Yazmak istedim ama cümle kurmak bile zordu. Çünkü bazı şeyler yazılmadan önce insanın içinde büyür, sonra boğazına oturur.
“Bugün biri düştü,” diye başladım.
Sonra durdum.
Kalem elimde ağırlaştı.
O an fark ettim ki, ben sadece bir kazaya şahit olmamıştım. Bir ihmale, bir alışkanlığa, bir “bir şey olmaz” duygusuna şahit olmuştum.
Ve bu, en ağır olanıydı.
Bir Cümlenin Ağırlığı
Günlüğüme uzun süre bakakaldım. Sonra şunu yazdım:
“Bazen en basit şey, en büyük farkı yaratır.”
Kişisel koruyucu donanım, artık benim için sadece bir ekipman değildi. Bir yüz, bir isim, bir anıydı. O çocuğun gözlerindeki boşluktu.
Ve o boşluk, benim içimde büyüyen bir soruya dönüştü: “Neden?”
Ertesi Günün Sessizliği
Ertesi gün şantiyeye gitmek istemedim. Ama gittim. Çünkü hayat öyle bir şeydi; durmuyor, beklemiyordu.
Her şey aynıydı ama hiçbir şey aynı değildi.
İnsanlar konuşuyordu ama sesler daha uzak geliyordu. Vinç yine çalışıyordu ama ben her metal sesinde irkiliyordum.
Şef, sabah toplantısında uzun uzun güvenlikten bahsetti. Herkes başını salladı. Ama o baş sallamalar bana bu sefer gerçek gelmedi.
Çünkü ben artık “olmaz” diyenlerin değil, “oldu” diyenlerin tarafındaydım.
Küçük Bir Karar, Büyük Bir Değişim
O günden sonra bir şey değişti. Basit bir şey gibi görünebilir ama benim için çok büyüktü.
Baretimi asla çıkarmadım. Eldivenimi asla ihmal etmedim. Gözlüğüm cebimde değil, gözümdeydi.
Başta bazıları dalga geçti. “Abartıyorsun” diyenler oldu. Ama ben her seferinde sustum.
Çünkü ben artık bir şeyi biliyordum: İnsan bir kez gördüğünü unutamaz.
Ve ben o düşüşü görmüştüm.
İçimde Büyüyen Sorumluluk
Zamanla içimde başka bir şey daha büyüdü. Sadece kendim için değil, etrafımdakiler için de dikkat etmeye başladım.
Birinin baretini unutması artık benim için küçük bir detay değildi. Bir uyarıydı.
Bazen birine kızdım, bazen kendime kızdım. Ama en çok da şunu hissettim: Keşke herkes bunu benim gördüğüm gibi görebilseydi.
Çünkü bazı dersler anlatılarak değil, yaşanarak öğreniliyor.
Hatırladığım Son An
O çocuğun yüzünü hâlâ net hatırlıyorum. Adını bile tam bilmiyorum. Belki bir gün öğrendim ama hafızam o kısmı silmiş gibi.
Ama bakışı duruyor.
Ve o bakış bana her gün aynı şeyi söylüyor: “Dikkat et.”
Bir Donanımdan Fazlası
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Kiğılı'nın CEO'su kim ?
Bugün geriye dönüp baktığımda, kişisel koruyucu donanım benim için artık bir zorunluluk listesi değil.
Bir hayat çizgisi.
Bir alışkanlık değil, bir saygı meselesi.
Kendine, yanındakine, işe, emeğe duyulan bir saygı.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında şantiyeye her adım attığımda bunu hatırlıyorum. Eldivenimi takarken, baretimi başıma geçirirken, içimde küçük ama net bir ses var.
Ve o ses hiçbir zaman susmuyor.